1 Ağustos 2010 Pazar

YAZARKEN...

Gönderen beyaz.

Bir büyülü yoldu benim için "yazmak". O yolda attığım her adım farklıydı ve yol atılan her adımda değişiyordu. Bu yüzden, yürürken fark edemiyordum yolun mahiyetini. Ancak bir sonraki adımımda anlıyordum bir önceki adımımı nereye attığımı. Biraz ilerledikten sonra görebiliyordum geçip gittiğim yolun her adımda nasıl farklılaştığını. Ama bu fark ediş önümdeki o yürünecek yol adına asla bir fikir veremiyordu. Çünkü her adımdan sonra, "Böyle bir adım atacakmışım demek ve yol böyle bir renge bürünecekmiş meğer." diyordum.


Bu yolda yürürken kimi zaman hislerim oldu mürekkebim, duygularımın rengine bulandı beyaz kağıtlar. Kimi zaman düşüncelerime batırdım kalemimi, kağıtların rengi en belirsiz halini aldı o zamanlar. Mürekkebimin simsiyah olduğu zamanlar ise düşüncelerimle duygularımı karıştırdığım zamanlar oldu. Gri oldu bazen, kendimi siyahla beyazın arasında kalmış ve en sıkışmış halde hissettiğimde. Mavi oldu, yazdığım her cümleyle bir ferahlık düştü yüreğime. Kırmızı oldu, duygularımın kanamasını durduramadığımda. Sarı oldu, sonbaharın yağmurlarla karışık rüzgarı estiğinde ve sonra dağıldı mürekkebim. Toparlanmaya çalışırken yeşile batırdım kalemimi, huzuru yaşamaya ve kelimelere dökmeye çalıştım.


Bu büyülü yolda yürümeyi sürprizlerle dolu olduğu için sevdim en çok. Yazdıkça keşfettim içimdeki karanlık odaların nelerle dolu olduğunu ve aydınlıklarımı gördüm en ummadığım anda. Çözülmez sandığım düğümleri çözdüm, sinsice büyüyen şüphelerimi yok ettim. Yazdıkça unuttum unutulası olanları ve yazdıkça hatırladım vefasızlığımın kurbanlarını. Bedeli ne kadar ağır olsa da yazdım, dışımdaki dünyadan içimdeki dünyaya girenleri...


Yolunu bulamayan cümlelerim oldu kimi zaman. Zihnimin karanlık sokaklarında kaybolunca cümlelerim, ben de onlarla beraber daldım o karanlık sokaklara ve ben de onlarla beraber kayboldum kimi zaman. Yolumuzu bulmaya çalışırken bazı cümlelerimi feda etmek zorunda kaldığım da oldu. Kimisini hepten kaybettim cümlelerimin, kimisini geri dönüp almak üzere bıraktım oralarda. Yanıma alıp geldiklerim ise vefasızlık etmediler bana. Belki yarım kaldılar, kaybolup giden cümleleri aradılar öncelerinde ve sonralarında ama sırtlarını dönmediler asla.


Beni şaşırtan ilhamlarım oldu bazen, beyaza dair bir yazıyı siyahtan alınan ilhamla yazmak gibi... Kaynağını bulamadığım cümlelerle uyandım bazı sabahlar ve kağıda kaleme koştum her şeyden önce. Düşünceler geçti zihnimden bulutlar misali, beyhude de olsa onları yakalamaya uğraştım. Bazense taş gibi düştü avuçlarıma fikir ve ben taşıyamayacağımdan korktum, oracıkta onu bırakıverdim.


Dışarıda kavurucu sıcaklar hüküm sürerken ben yağmurlar seyrettim önce çiseleyen sonra fırtınalı bir hal alan. Kimsenin görmediği o yağmurlardan ilham aldım, tozlanan kalemimi o yağmurlarda yıkadım ve kimsenin duymadığı toprak kokusunun huzurunu içime çekip yazmaya devam ettim...


Kimi zaman kelimelere dökülemeyen acıların sancısını çektim, acıya biraz olsun katlanabilmek için yazarken yazmanın başlı başına bir acı olduğunu fark ettim. "Yazmasam ölürüm" dedim ama yazdığım her yeni cümlede biraz daha öldüm. Yaşama beceriksizliğimin yüzüme bir tokat gibi çarptığı anlarda sarıldım kağıda kaleme, yazmakla telafi edebileceğimi sandım bu beceriksizliği. Yarım kalan yaşamayı yazmakla tamamlamaya uğraşırken iki yarımın her zaman bir bütün etmediğini fark ettim acıyla. Anladım ki yaşamakla yazmak arasında bir tercih yapmak gerekiyormuş ama tercihin kimin elinde olduğunu kimse bilmiyormuş...


Darmadağınık yazılarımın arasında bölündüğüm oldu, yazdığım cümlelerin savrulup gideceğini sandım teker teker. Onları toplayamazsam kendimi de toplayamazdım, bu yüzden sadece dağılmamak için yazdığım oldu bazen. Bu yazı, mesela, kendi parçalarımı toparlama çabası. Hem zihnimdeki hem elimin altındaki defterlerden topladığım cümlelerimi birleştirirken en çok da kendimi birleştirme isteği. Bir tarafım bu yazının hala bitmediğini ve bu büyülü yolda yürüdükçe bitmeyeceğini söylese de, şimdi bu yazıya nokta koyuyorum. Sürpriz adımlarıma eşlik edecek cümleleri yeni yazılarda karşılamayı umut ederek...
BEYAZ KARDELEN

4 yorum:

yusufener dedi ki...

Hiç dönüp nasıl yazdığıma bakmadığımı anladım :) hakikaten de böyle yazılıyor ama hiç farketmemiştim :) özellikle bu paragraf tam beni anlatıyor :

''Yolunu bulamayan cümlelerim oldu kimi zaman. Zihnimin karanlık sokaklarında kaybolunca cümlelerim, ben de onlarla beraber daldım o karanlık sokaklara ve ben de onlarla beraber kayboldum kimi zaman. Yolumuzu bulmaya çalışırken bazı cümlelerimi feda etmek zorunda kaldığım da oldu. Kimisini hepten kaybettim cümlelerimin, kimisini geri dönüp almak üzere bıraktım oralarda. Yanıma alıp geldiklerim ise vefasızlık etmediler bana. Belki yarım kaldılar, kaybolup giden cümleleri aradılar öncelerinde ve sonralarında ama sırtlarını dönmediler asla. ''

Saygılar,sevgiler ;) Selametle...

beyaz kardelen dedi ki...

teşekkür ederim...
benden de "selametle" ;)

Lavinya Öz. dedi ki...

Benim yazarken içimden geçenleri de en harika biçimde ifade etmişsin! Teşekkür ederim!

"Kimi zaman kelimelere dökülemeyen acıların sancısını çektim, acıya biraz olsun katlanabilmek için yazarken yazmanın başlı başına bir acı olduğunu fark ettim. "Yazmasam ölürüm" dedim ama yazdığım her yeni cümlede biraz daha öldüm. Yaşama beceriksizliğimin yüzüme bir tokat gibi çarptığı anlarda sarıldım kağıda kaleme, yazmakla telafi edebileceğimi sandım bu beceriksizliği. Yarım kalan yaşamayı yazmakla tamamlamaya uğraşırken iki yarımın her zaman bir bütün etmediğini fark ettim acıyla. Anladım ki yaşamakla yazmak arasında bir tercih yapmak gerekiyormuş ama tercihin kimin elinde olduğunu kimse bilmiyormuş... "

beyaz kardelen dedi ki...

Ben teşekkür ederim! :)))
Saygı ve sevgilerimle ;)